Özel Daylight Polikliniği
Light Amplification by Stimulated Emission of Radiation ın baş harflerinden oluşan ingilizce LASER kelimesinin Türkçe kullanımı lazerdir. Lazer, kabaca tek dalga boyunda yoğunlaştırılmış ışık demektir. Belirli dalga boylarındaki lazer ışınları koyu renkli maddeler tarafından tutulmak suretiyle enerjilerini bu maddelere aktararak ısı enerjisine dönüşürler.
Bu özellikten yararlanarak lazer ışığı tıpta 40 yıldır çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Epilasyon amacıyla kullanım 1990’ların sonlarında yaygınlaşmaya başlamıştır. Lazer epilasyonda prensip, kıl folikülünde yerleşmiş bulunan melanin adı verilen renk maddesinin lazer ışığı tarafından tutularak ısıya dönüşmesini sağlamak daha sonra da ortaya çıkan bu ısı enerjisi ile kıl folikülünü yakarak tahrip etmektir.
Soğutma sistemli lazer tekniği ile yapılan lazer epilasyon ile lazer ısısı cilde zarar vermeden doğrudan kıl kökünü yok eden ısıya dönüşür.
Neden lazer epilasyon ?
Lazerle epilasyon uygulamasının diğer yöntemlere göre en önemli üstünlüğü, daha kalıcı olması ve bir defada bir tüyden fazlasını ortadan kaldırabiliyor olmasıdır.
Lazerli epilasyon sırt, omuz, kol, bacak ve yüz gibi daha geniş alanların istenmeyen kıllardan hızla arındırılmasını mümkün kılıyor. Hepsinden önemlisi lazer epilasyon istenmeyen kılların ortadan kaldırılmasında güvenli, hızlı, etkili, yan etkisi olmayan ve nispeten acısız bir alternatif olarak sunuluyor.
Lazer epilasyonun avantajları nelerdir?
1. Hastaların çoğunda kalıcı veya uzun dönemli epilasyon sağlar
2. Tekniğine uygun yapılırsa güvenilir bir yöntemdir
3. Bacak, sırt gibi geniş alanlarda uygulama olanağı sağlar
4. Göreceli olarak daha az ağrılı bir yöntemdir, hastaların çoğu tedaviye rahatlıkla uyum sağlar
5. Tekrar büyüme olsa bile oluşacak tüyler zayıf açık renkli kozmetik önemi zayıf tüyler şeklindedir
6. Hızlı bir yöntemdir 4-5 saatte vücuttaki tüm tüyler temizlenebilir
7. Cilt üzerine toksik yada alerjik bir yan etkisi yoktur, cildi tahriş etmez, kalıcı yara izi bırakmaz, kanserojen olduğunu gösteren kanıt yoktur .
8. Batık kılların ve kıl dönmelerinin tek tedavi yöntemidir.
9. Cilt enfeksiyonu ve bulaşıcı hastalık riski yoktur.
Lazer epilasyon kimler için uygundur?
16 yaşını tamamlamış, koyu renkli tüyleri olan herkese lazer epilasyon uygulanabilir. Lazer epilasyon uygulayan merkezlerde hastaların ten rengi ve tüylenme durumları göz önünde bulundurularak lazer sistemi farklı farklı uygulanır. Bu nedenle lazer epilasyon yaptırmaya karar verdiğinizde konunun uzmanları ile görüşüp profesyonel olarak çalışan işletmelerde bu işlemi gerçekleştirmenizde fayda var.
Lazer epilasyon hangi bölgeler için uygundur?
Gözleri özel gözlüklerle korumak şartı ile göz kapakları hariç tüm vücut bölgelerindeki tüylere lazer epilasyon uygulanabilir. Her seansın süresi lazer epilasyonda kullanılan cihazların özelliklerine göre değişmekle beraber çok hızlı çalışma özelliklerine sahip cihazlarla yüz 5 - 6 dakikada, bıyık 1 - 2 dakikada, bacaklar 1-3 saatlik sürede yapılabilir.
Seansların aralıkları ne kadardır?
Seans aralıkları yüz için ortalama 4-6 hafta, vücut için 8-10 hafta kadardır ve gittikçe seans aralıkları açılır. Kişinin cilt yapısı ve kıl tipine göre değişiklikler gösterebilir.
Tek bir seans lazer epilasyon ile tüylerden kurtulmak mümkün müdür?
Hayır, mümkün değildir çünkü kıl köklerinin hepsi uygulama anında aynı büyüme devresinde değildir. Uygulama anında olgun fazda (anogen) olan kılların kökleri etkilenir. İstirahatta (katogen) ve gerileme (telogen) fazlardaki kıl kökleri etkilenmez. Bunlar için ek lazer epilasyon seanslarının uygulanması gerekir. Kılların renklerinde ve büyüme devrelerinde olan değişikliklerden ötürü lazer epilasyon seansı sayısı kişiye göre hatta aynı kişide vücudun farklı bölgelerine göre değişir.
Botox® Nedir ?
Botoks normalde botulizim hastalığına sebep olan "Clostridium botulinum" isimli bakteriden elde edilen bir proteindir. 1983 yılından bu yana ilaç olarak tıbbın değişik alanlarında kullanılmakta olup ilk uygulamalar özellikle felçli ve kas spastitesi olan hastalara olmuştur.
Günümüzde kozmotoloji alanlarında da sık kullanılmaya başlanan Botoks özellikle yüzdeki kırışık ve çizgileri yumuşatmak veya azaltmak, daha aydınlık bir ifade kazandırmak, asimetrileri gidermek, avuç içi, koltuk altı gibi bölgelerdeki aşırı terlemeyi dengelemek maksadı ile kullanılır.
Botox® Nerelerde Kullanılır?
Günümüzde botoksun başlıca 4 kullanım alanı vardır.
1. Botoksun en yaygın kullanım yeri yüzdeki kırışıklıklardır.
2. Aşırı terleme sorunu olan bireylerde ter bezleri bölgesine uygulanmaktadır. En çok kullanıldığı bölgeler; koltukaltı, el, ayak ve nadiren yüzdür.
3. Göz hastalıkların bazılarında özellikle şaşılık ve göz kapağı düşüklüklerinde (Strabismus, Pitoz vs.)
4. Nörolojik (sinir-adale) sorunu olan hastalarda uygulanmaktadır. (Tortikoliz, Hemifasiyal Spazm, Miyoklonus vs.)
Botox® Yüzdeki uygulama alanları Nelerdir?
Botoks yüz bölgesinde özellikle üst yüz bölgelerinde (burun kısmının üstünde kalan alan) uygulanır. Bunlar;
• Kaş arası
• Alın çizgilenmeleri
• Göz kenarları (Kaz Ayakları)
• Kaş kavisi belirginleştirme ve kısmi kaldırma
Alt yüz bölgeleri (burun kısmının altında kalan bölge) uygulamaları da mevcut olmakla beraber (ağız kenarı, boyun kısmı vs.) uygulama alanında yaşanabilecek sorunlar üst yüz bölgesi ile kıyaslandığında kısmen fazla olduğu için pek tercih edilmemektedir.
Botox® Uygulamalarının Herhangi Bir Yan Etkisi veya Komplikasyonu Var Mı?
Yan etkilerden kaçınmak için öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta uygulamayı yapan hekimin Botoks konusunda uzman ve deneyimli olmasıdır. Güvenilir ellerde Botoksun yan etki oranları yok dnecek kadar azdır. Düşük olasılığına rağmen yan etkilerin oluşması durumda da etkilerin birkaç hafta ile sınırlı geçici ve geri dönüşü mümkün olduğu bilinmelidir. Botoks uygulamalarının hiçbir kalıcı yan etkisi yoktur. Gelişebilecek yan etkiler:
• Ağrı,
• Kaşlarda pitozis (düşme),
• Grip benzeri şikayetler,
• Diplopi (şaşılık),
• Uygulama alanında hematom, kızarıklık veya morarma,
• Ağız kuruluğu,
• Deri döküntüsü,
• Var olan nörolojik hastalığın aktivasyonu,
• Kas zayıflığıdır. Uygulamanın özenle yapılmasına rağmen tavsiyelere uymamakta yan etkilerin oluşmasına zemin hazırlayabilir. Uygulama sonrası sadece 24 saatlik bir süre için kaçınılması gereken durumlar;
• Uygulama sonrası herhangi zorlayıcı bir aktivite yapmamak ( spor, egzersiz vs.)
• Öne eğilmemek
• Enjeksiyon bölgesini ovuşturmamak, masaj yapmamak
• Mimik kaslarının sadece doktorun tavsiyeleri doğrultusunda kullanmak
• Sıcak suyla temasını engellemek
• Herhangi kozmetik, koruyucu, temizleyici veya makyaj malzemesini enjeksiyon alanına uygulamamak
Botox® kimlere uygulanmaz
Botoks özellikle aşağıda sıralanan kişilere uygulanmaz;
• Hamile veya emziren kişilere
• Herhangi bir kas hastalığı olanlara
• Pıhtılaşma ile ilgili herhangi bir rahatsızlığı olanlara, kalıtsal faktör eksikliği olanlar
• Uygulanacak alanda uçuk, yara ve benzeri enfeksiyon veya deri bütünlüğünü bozan rahatsızlıkları olanlara (doktorunuzun tavsiyesi doğrultusunda iyileştikten sonra uygulama gerçekleştirilebilir)
• Uygulanacak alanlarda herhangi bir cerrahi girişim mevcut olan kişilere (doktorunuzun tavsiyesi doğrultusunda cerrahi girişim sonrası minimum 3 ay geçmiş kişilerde uygulama gerçekleştirilebilir)
Bununla beraber aşağıda sayılacak ilaçları kullan kişilerde yine hekimlerinin tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmelidirler:
• Aspirin gibi Nonsteroid grubu antienflamatuar ağrı kesiciler
• Hipertansiyon ilaçları
• Antibiotikler
• Kardiyolojik rahatsızlıklar için kullanan ilaçlar
• Kas gevşeticileri
• Pıhtılaşma önleyici ilaçlar
• C vitamin ve Antioksidanlar
Botox® etki süresi ne kadardır
Botoks etkisi daha önce yapılmış olan uygulamaların etkisine bağlı olarak 3-6 ay kadar etki etmeye devam eder. Bu süre sonunda etkisi kaybolur ve tekrar yapılması gerekir. Etki ise hemen başlamakta fakat 3 ile 10 günlük bir süre içerisinde içerisinde tam olarak oturmaktadır.
Kimyasal Peeling Nedir?
Peeling lepizmatik olarak adlandırılan kimyasal maddeler ile epidermisin korneum tabakasının dermik enflamatuvar reaksiyon yoluyla yıkılmasıdır (Kimyasal Soyma). Kimyasal soyma deriye dışarıdan uygulanan çeşitli kimyasal maddeler ile epidermis ve dermiste çeşitli düzeylerde harabiyet oluşturmaya dayanır. Bu uygulama ile ölü, yıpranmış, yaşlanmış ve sağlıksız olan yüzeydeki deri tabakasının soyularak altta yer alan yeni, genç ve daha sağlıklı derinin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Günümüzde kimyasal peeling daha yaygın olarak, yan etkisi diğer peeling materyallerine göre çok daha az olan, daha rahat kullanımı ve deride meydana getirdiği olumlu değişikleri nedeniyle AHA denilen meyve asitleri ile yapılmaktadır
Meyve Asitlerin Kimyasal Peeling Sırasında Etkileri Nelerdir?
AHA’ lar kollagen ve elastin dokusunu harekete geçirerek, yeni baştan üretim yapılmasını ve bu vesileyle cildin çok belirgin derecede gergin daha iyi durumda ve yumuşak olmasını sağlar. Aynı zamanda sert olan deri hücrelerini çözerek derinin daha sağlıklı olmasını sağlar. Tıkanık gözenekler açılır ve zararlı maddeler dışarı atılır. Dokulardaki yara izleri kapanır ve deriye renk veren pigment maddesinin düzeni sağlanır. Stabil, renksiz, kokusuz, suda çözünebilir ve toksik olmamaları nedeniyle kullanım avantajı sağlarlar.
Kimyasal Peeling Uygulanabilen Durumlar Nelerdir?
• Çatlaklar
• Doğumdan sonra oluşan lekeler
• Ciltteki yağlanmalar
• Milalar
• Derinleşmiş yüz kırışıklıkları,
• Hiperpigmentasyon (Lekelenmeler)
• Akne(sivilce) nedbeleri
• Güneşin zararlı etkilerine fazlaca maruz kalmış deri,
• Yaygın keratoz ve telenjiektazilere
Kimyasal Peeling Yan Etkileri Nelerdir?
Kimyasal peeling uzman kişilerce yapılırsa yan etki olma olasılığı çok düşüktür. Başlıca yan etkiler şunlardır:
• Derin peeling sonrası yoğun nemlendirici kullanılmasından dolayı gözenek tıkanması sonucu komedon oluşabilir.
• Enfeksiyon gelişebilir. Bu daha çok derin peeling sonrası olabilir. Derin peeling sonrasında antibiotik kullanımı gerekli olabilir. Ayrıca sık uçuk çıkaranlarda derin peeling öncesi ve sonrasında uçuğa etkili ilaçlar kullanılmalıdır.
• Enfeksiyon veya peeling sonrası kabuklarla oynamak izlere neden olabilir.
• Düzensiz lekelenmeler olabilir. Özellikle esmer tenli kişilerde görülebilen bu yan etkinin olamaması için düzenli güneşten koruyucu kullanılmalıdır.
Karbositerapi Nedir?
Karbondioksit gazının tedavi amaçlı derialtına enjekte edilmesi yöntemidir. Karbondioksit gazı doğal bir damar genişleticidir ve uygulandığı bölgede kan akımını ve dolaşımını hızlandırıcı özellikleri vardır. Uygulandığı bölgede kılcal damar oluşumunu artırdığı ve normalde aktif olmayan birçok küçük kılcal damar ve lenfatiklerin fonksiyonel olarak devreye girdiği ve bölgenin oksijenizasyonunu artırdığı da tespit edilmiştir.
Karbositerapi Nerde Kullanılır?
• Sellülit
• Cilt sarkmaları
• Lokalize yağ yıkımı
• Liposuction öncesi ve sonrasında
• Skar dokularının giderilmesi
• Çatlakların giderilmesi
• Diabetik ülserlerde
Karbositerapi Nasıl Uygulanır?
Karboksiterapi, bu maksat için üretilmiş cihazlar ile, bir hortumun ucunda yer alan çok küçük bir iğne vasıtası ile karbondioksit gazının cilt altına uygulanması ile gerçekleştirilir. Uygulanacak alana göre seans süresi 5- 30 dk arasında değişmektedir. Uygulanacak amaç ve bölgeye göre de değişkenlik göstermekle beraber genelde hafta 1-2 seans minimum 10 seans olarak gerçekleştirilir.
Karboksiterapinin Yan Etkileri Nelerdir?
Ciddi bir yan etkisi olmayan bu tedavinin eğer oluşacak olursa da tüm yan etkileri geçicidir. Uygulama sonrası oluşabilecek yan etkiler;
• Uygulanan bölgede kızarıklık, morarma
• Uygulama sırasında ve sonrasında hafif ağrı
• Uygulama sonrasında şişkinlik hissi ve gaz
Yukarıda sayılan tüm etkilerin oluşma ihtimali çok düşük ve tamamıyla geçicidir.
Selülit Nedir?
Selülit cilt dokusunda meydana gelen ve cilde bir “portakal kabuğu” görünümü veren değişimlerdir. Selülit kadınlarda çok daha yaygın görülmektedir. Araştırmalar, kadınların %85-98’inde belli bir ölçüde selülit olduğunu göstermektedir. Yağlar erkekler ve kadınlarda farklı biçimlerde oluşmaktadır. Erkeklerde yağları oluşturan ve destekleyen bağ dokusu iplikleri temel olarak deriye paralel bir biçimde uzanmaktadır. Bundan dolayı erkeklerde deri altında biriken yağ tabakaları en düşük seviyede çökmeye maruz kalmakta ve böylece de erkekler daha düzgün bir cilde sahip olmaktadır. Ama ne var ki kadınlardaki yağ tabakası deriye dik olarak oluşmakta ve bunun bir sonucu olarak da, bağ dokusunun destek yapısı, deriyi aşağıya çekmekte ve pürüzlü bir yüzey meydana gelmektedir.
Selülit kadınlarda yaşanan normal bir süreçtir ve bu nedenle bilim uzun yıllar boyunca selülit tedavisi ile ilgilenmemiştir. Selülitin nedenini belirleme için yapılan araştırmaların tümü sadece son birkaç yıl içinde gerçekleştirilmiştir. Selülitin etkili tedavi yöntemleri ise daha da yeni gelişmelerdir. Selülit yüzeyel yağ tabakaları arasında oluşmaktadır. Vücuttaki tüm yağ katmanları içinde yalnızca bu yüzeyel tabaka selülitten etkilenir. Yüzeyel tabaka kilo kaybından etkilenen en son tabakadır. Bu nedenle egzersiz ve kilo verme selüliti ortadan kaldırmamaktadır. Düzenli olarak egzersiz yapan ve düşük yağlı beslenme diyetleri uygulayan kadınlarda bile hala selülit görülebilmektedir. Bu durum, selülitin kontrol altına alınmasını ve selülit tedavisini tümüyle farklı bir sorun haline getirmektedir.
Selülitin Nedenleri Nelerdir?
Yakın bir zaman öncesine kadar selülitin nedenini bulmak için yapılmış olan çok az sayıda araştırma vardır. Bunun sonucunda ise birçok varsayım ortaya atılmış olsa da pek az soruya yanıt bulunabilmiştir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar selülitin başlıca iki nedeni olduğunu ortaya çıkarmıştır. Birincisi yağı oluşturan bağ dokusunun destek sisteminin sertleşmesidir. Bu kısımlara bağ dokusu bölmeleri (fibröz septa) denilmektedir. Bunlar kollajen yapısındadır.
Zamanla bu bölmeler sertleşmekte ve kısalmaktadır. Bu kısalma, selüliti karakterize eden çukurumsu görünümün büyük bir bölümünde etkendir. Ayrıca, bu büzülüp kısalmadan dolayı kan damarları ve lenf dolaşım sistemi de bloke olmakta ve kan damarlarının bu biçimde engellenmesi fibröz septaları daha da sertleştirmektedir. Lenf sisteminin bloke olması ise kalın, kaba ve düzensiz bir deri görünümüne neden olmaktadır.
Selülitin başlıca nedenlerinden ikincisi ise yağ hücrelerinin “retiküler dermis” olarak bilinen derinin alt kısmı içinde çıkıntı oluşturmasıdır. Bu çıkıntılar ise çukurlaşmayı arttırarak görünümü daha da kötüleştirmektedir.
Selülit tedavilerinde gerçekten iyi sonuçlara ulaşılabilmesi için bu sorunların ikisinin de masaya yatırılması gereklidir. Son döneme kadar uygulanan tedavilerde bu sorunlardan herhangi birine ilişkin etkili bir yöntem mevcut olmadığı gibi ikisine birden yönelen tedaviler ise çok daha az sayıda ve verimsiz olmuştur. AWT bu sorunların her ikisini birden ele alacak ve bunu en az acı ve yan etki ile yapacak bir tedavi sağlanmasında Türkiye’deki ilk uygulamadır: Bu uygulamanın adı Akustik Dalga Terapisi(AWT)’dir.
Selülit İçin Akustik Dalga Terapisi
Akustik Dalga Terapisi (AWT) selülit için yeni bir yaklaşım getirmektedir. AWT’de, selülitin başlıca iki nedeni olan fibröz septa ve yağların alt dermis içinde oluşturduğu çıkıntılar üzerinde etki gösteren şok dalgaları kullanılmaktadır. AWT tedavisi ile üretilen şok dalgaları deriden ve yağlardan geçerek fibröz septa üzerinde etkide bulunmaktadır. Bu şok dalgası septayı kollajenden ayırarak deriyi serbest bırakmakta ve bu sayede daha düzgün bir yüzey sağlanmaktadır.
Derinin Kıvrılmış Görünümü
AWT aynı zamanda dermisin kalınlaşmasına ve yağ tümseklerinin azalmasına da yardımcı olmaktadır. Ultrason görüntüleri tedaviden sonra cildin yeni kollajen oluşumu ile kalınlaştığını doğrulamaktadır.
Dermisin kalınlaşması cilt içine doğru çıkıntı oluşturan yağ tabakalarını azalmasına yardımcı olmakta ve ayrıca selülitli görünümü de azaltmaktadır. Selülite yol açan başlıca nedenlerin ikisi üzerinde de etkili olan AWT selülitli görünümün iyileştirilmesinde eşsiz bir terapidir.
Selülit Tedavisinde Kullanılan Yeni Cihazlar
Yıllar boyunca selülit birçok farklı yöntemle tedavi edilmeye çalışılmış, ama bu tedavilerden birçoğundan tatmin edici sonuçlar alınamamıştır. Günümüzde ise AWT CelluActor ve D-actor ile önemli bir yeni buluşun temsilcisi konumundadır. AWT terapisinde kullanılan iki farklı cihaz bulunmaktadır.
Radyal başlıkta, AWT şok dalgasının üretilmesi için cihazın içindeki bir hava bölmesinin iç kısmına yerleştirilmiş olan bir paletten faydalanılmaktadır. Bu palet tarafından kısa süreli ve güçlü bir vibratör hissi veren şok dalgaları üretilmektedir. Bu şok dalgası septayı ikiye ayırmakta ve dermal kollajeni arttırmaktadır. Radyal başlık aynı zamanda acının kontrol edilmesinde de kullanılmaktadır. Bu başlık sinir hücrelerini uyarmakta ve tedavi bölgesindeki kan akışını arttırmaktadır. Bu tedavinin daha rahat yapılmasını mümkün kılmaktadır. Ayrıca bu radyal başlık, egzersize gerek kalmaksızın yüksek frekanslarda kas tonusunu da arttırmaktadır.
Planar başlıkta ise AWT terapisini oluşturan bir elektrik mıknatısından faydalanılmaktadır. Bu, çok kısa süreli ve yüksek enerjili bir şok dalgası meydana getirmektedir (bu dalganın süresi nano-saniyelerle ölçülmektedir). Bu yüksek enerjili şok dalgasının hastaya çok kısa bir süre ile uygulanması nedeniyle terapi hemen hemen ağrısızdır. Bu yüksek enerji ile fibröz septalar birbirinden ayrılmaktadır. Ayrıca alt dermis içindeki kollajen de uyarılmakta ve böylece yağ tümsekleri azaltılmaktadır. Enerjinin bir kısmı tedavi uygulanan alanın yakınındaki yağ hücrelerine dağılmaktadır. Enerjinin bu şekilde dağılması ile yağ hücreleri sahip oldukları içeriğin bir kısmının erimesi nedeniyle incelmektedir. Bilim, şu anda, yağların hücreler içinde depolanmasından önce vücut tarafından yakılmasına yardımcı olacak yeni yollar geliştirmektedir. Ayrıca her iki cihazın birlikte ve diğer tekniklerle beraber kullanılmasının getireceği faydalar üzerindeki araştırmalar da tarafımızdan sürdürülmektedir. |